Uzmanlar konuştu: İran'da rejim çöker mi, kara harekatı gelir mi?
ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın ilk haftası; BM'nin işlevsizliğini, büyük güçlerin çıkar odaklı tutumlarını ve İran'ın rejimini ayakta tutmaya dayalı asimetrik stratejisini gözler önüne serdi. Türkiye arabuluculuk rolü üstlenirken Rusya ve Çin açık destek vermekten kaçınarak dolaylı yollarla İran'ın yanında yer aldı. Uzmanlar, geniş çaplı kara harekatını düşük ihtimal olarak görürken en kötü senaryonun İran'ın etnik fay hatları üzerinden iç parçalanmaya sürüklenmesi olduğunu vurguluyor.
28 Şubat'ta başlayan çatışma, yalnızca bir askeri operasyon olmanın ötesine geçerek bölgedeki güç dengelerini ve küresel aktörlerin gerçek pozisyonlarını açığa çıkardı.
Uzmanlar, savaşın gri alanlarda ilerlediğini, beklenmedik aktörlerin pozisyon değiştirdiğini ve BM'nin bir kez daha etkisiz kaldığını vurguluyor.
İran'ın stratejisi: Ayakta kalmak
İran klasik bir zafer hedeflemek yerine rejimin sürekliliğini güvence altına almaya odaklanan asimetrik bir savaş doktrini izliyor.
Bölgedeki ABD üslerini ve İsrail'i hedef alan saldırılar, salt askeri değil psikolojik üstünlük kurmayı da amaçlıyor.
Hava savunma sistemlerinin delinebileceğinin kanıtlanması ise bu stratejinin en çarpıcı çıktısı oldu.
Kara harekatı gelir mi?
Uzmanlar, geniş çaplı bir kara operasyonunun hem askeri hem siyasi maliyeti nedeniyle düşük ihtimal olduğu görüşünde.
Altı ABD askerinin hayatını kaybetmesi Amerikan kamuoyunda tartışma yarattı; Irak ve Afganistan deneyimleri Washington'ı temkinli kılıyor.
Bu nedenle hava saldırıları, ekonomik baskı ve diplomatik izolasyondan oluşan çok katmanlı strateji daha olası görünüyor.
En kötü senaryo: Parçalanma
Uzmanlara göre gerçek tehlike, dış askeri baskıyla eş zamanlı iç siyasi ve etnik ayrışmanın tetiklenmesi.
Kürt bölgelerinde faaliyet gösteren silahlı grupların devreye girmesi ve etnik fay hatlarının harekete geçirilmesi gündemdeki yerini koruyor.
Böyle bir parçalanma senaryosu yalnızca İran'ı değil; Irak, Suriye ve Afganistan'ı da kapsayan onlarca yıllık bir istikrarsızlık sürecine kapı aralayabilir.
Türkiye: Dengeleyici diplomasi
Türkiye krizin ilk gününden itibaren tüm taraflarla yoğun bir diplomasi trafiği yürüterek çatışmanın bölgesel savaşa dönüşmesini engellemeye çalışıyor.
Ankara'nın önceliği; ateşkes, müzakere masası ve insani krizin önlenmesi.
Ukrayna, Karabağ ve Orta Doğu krizlerinde sergilenen bu arabulucu tutum bu kez de belirleyici bir rol üstleniyor.
Avrupa: Temkinli ve parçalı
Avrupa genel olarak ABD ile ittifakını korurken savaşın doğrudan tarafı olmaktan kaçınan çekingen bir pozisyon sergiledi.
İspanya ise bu tablodan ayrışarak ABD-İsrail saldırılarını eleştirdi ve kritik üslerini ABD'ye açmayı reddetti.
Güney Kıbrıs'taki üslerin İran tarafından hedef alınma ihtimali ise Avrupa'nın savaşa sürüklenme riskini artırıyor.
Rusya ve Çin: Arka planda destek
Her iki ülke de saldırıları sert bir dille kınarken doğrudan askeri müdahaleden uzak durdu.
Rusya'nın İran'a istihbarat desteği sağladığı ve gizli füze anlaşması imzaladığı iddiaları gündemde.
Çin ise enerji bağımlılığı nedeniyle bölgedeki istikrarsızlıktan en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor; İran petrolünün yüzde doksanı zaten Pekin'e gidiyor.
BM ve NATO: Sınırlı etki
BM Güvenlik Konseyi, ABD'nin veto yetkisi nedeniyle bağlayıcı bir karar alamadı ve uluslararası hukukun fiilen devre dışı kaldığı bu süreçte işlevsiz kalmakla eleştirildi.
NATO ise Türkiye'ye yönelik füze tehdidini bertaraf ederek savunma kapasitesini artırırken Madde 5'i devreye sokmaktan kaçındı ve kontrollü caydırıcılık stratejisiyle denge politikası izledi.
Yorumlar 0
Habere düşünceni bırak, yanıtlarla sohbeti devam ettir.
Yorum yapabilmek ve yanıt verebilmek için giriş yapın.